Mesleki İletişim Aracı Olarak E-Postalar

Eposta
İnternetin hayatımızın ayrılmaz parçası olmasıyla birlikte, yeni bir kısım olanaklara kavuştuk. Bunlardan birisi de elektronik postalardır (e-posta). Özel yazışmalarımız yanında, mesleki iletişim için de kullandığımız e postalar, hayatımızı kolaylaştırdığı kadar, sorunlara da sebebiyet vermektedir. Özellikle en zor iletişim şekli olduğunu düşündüğüm yazılı iletişim temeline dayalı e-postalar, çok çeşitli şekillerde iletişim kazaları veya kırgınlıklara sebep olabilmektedir. Ayrıca e-postalar, gerek göndereni, gerekse gönderenin çalıştığı işyerini temsil ettiği için de önem taşımaktadır. Yüzünü dahi görmediğimiz pek çok kişi hakkında, elektronik postalarındaki tutum veya davranışları aracılığı ile bir fikir sahibi oluyoruz. Sadece bu husus dahi, e-postaların hazırlanmasının önemini açıkça ortaya koymaktadır. E-postaların öneminden hareketle oluşturduğum çeşitli önerilerimi paylaştığım bu yazımda, “mesleki amaçlar” için e-posta kullanımında nelere dikkat edilmesi gerektiğine ilişkin hususlara da değineceğim. Yazıda soru/cevap formatını tercih ettim. Böylece, okunma kolaylığı sağlayabilmeyi umuyorum.

E-posta adresim nasıl olmalı?

İsmimiz, bizi diğer insanlardan ayıran temel araçtır. E-posta adresimizin de bu düşünceden hareketle, sadece ad ve soyadımızı içerecek şekilde olması en uygunudur. Kanımca bu adrese mesleki unvan ilave edilmemelidir.

Devamını Oku →

İndekslerden Yararlanmaya Dair Önerilerimiz

Avukatlık pratiğinde veya herhangi bir konuda hazırladığımız yazılarda kullandığımız hukuk kitaplarından yararlanırken, içeriğindeki bilgilere daha rahat ulaşabilmek açısından aşağıdaki hususlara dikkat ediyor ve çevremize de bunları öneriyoruz:

Öncelikle, kitabın “içindekiler” kısmına baştan sona bir göz atılması uygun olacaktır. Bu uygulama, kitabın değindiği konulardan fikir sahibi olmak açısından son derece yararlı sonuçlar doğuruyor. Aradığımız bilginin kitapta olup olmadığı konusundaki ilk fikrimiz böylelikle oluşuyor.

İçindekiler kısmını incelerken dikkat ettiğimiz hususların başında, kitabın değindiği kavramların neler olduğu konusunda fikir edinmek geliyor. Sözlük anlamıyla “kavram” Bir nesnenin veya düşüncenin zihindeki soyut ve genel tasarımıdır. Dolayısı ile herhangi bir düşüncenin veya konunun ortaya konulması sırasında, kavramlardan yararlanılmaktadır. Hukuki bilgiler de çeşitli kavramların kullanılması suretiyle aktarılmaktadır. Aradığınız konuyla ilgili kavramlara ulaştığınızda, bilgiye de ulaşmış olursunuz.

Bazı kitaplar (ki biz onları “kolay kullanılan” kitaplar olarak değerlendiriyoruz), sonlarında çeşitli indekslerle basılır. Bunlar çoğunlukla kavram indeksi ve madde indeksi şeklinde sıralanır. Kullanım şekilleri de kısaca şöyledir:

Devamını Oku →

Hukuk Kitaplarından Yararlanma Tekniğine Dair Önerilerimiz

avukata-neden-ihtiyac-duyulur

Hukuk kitapları çoğunlukla akademisyenler tarafından hazırlanır. Ancak avukatlar veya yüksek mahkemeler de dâhil olmak üzere hukukun uygulanmasında görev alan hâkim ve savcılar tarafından hazırlanan kitaplar da vardır. Özünde kim tarafından yazılırsa yazılsın, hukuk kitaplarının biri diğerinden daha değerlidir denilemez.

Hukuk kitapları eğer salt mevzuat metinlerinden oluşmuyor ise, çoğunlukla bir önsöz ile başlar. Kitabın içerdiği veya içermediği hususların, hazırlanırken dikkate alınan yönlerin nelerden ibaret olduğunun, bazen nasıl kullanılması gerektiğinin vurgularını yapan önsözler, genellikle okunmadan geçilir. Oysa yazarın kendi emeğini takdim ettiği önsözlerin okunması, kitabın içeriği hakkında bilgi edinmenin en temel unsurunu oluşturur. Ayrıca bazı kitaplar, en verimli yararlanma şekline ilişkin çeşitli öneriler de içerir. Örneğin Prof. Dr. Muhammet ÖZEKES, İcra Hukukunda Temel Haklar ve İlkeler (Ankara 2009) adlı eserinin ön sözünde, kitabın sonuç bölümünün öncelikle olunması gerektiğine işaret eder. Önsözü okumayan, kitabın bu istisnai özelliğini gözden kaçırır. Bu nedenle önsözlerin mutlaka ve mutlaka okunması tavsiye ediyoruz.

Devamını Oku →

Hukuk Öğrenicisine Notlar

En dar tanımıyla “bir arada yaşayan insanların ilişkilerini düzenleyen kurallar bütünü” olarak adlandırabileceğimiz hukuk, temel olarak Hukuk Fakültelerinde okutulur ve öğretilir.

Buralarda hukukun ne olduğunu, hukuk metinlerinin nasıl oluşturulduğunu, bunların nasıl yorumlanıp uygulandığını öğrencilere aktarabilmek için kullanılan en temel malzeme hukuk kitaplarıdır.

Bölüm tanıtım yazımızda da değindiğimiz gibi, neredeyse tamamı düz yazı formatında, siyah beyaz, fotoğraf veya çizim dahi olmadan, oldukça hacimli ve zaman zaman anlaşılması zor gibi görünen ifadelerle oluşturulan hukuk kitapları, onlarla ilk tanışanlarda, kaçınılmaz olarak bir endişe yaratır. Bu endişenin temelinde, okuma alışkanlığının olmaması veya yeterince olmaması da yatar elbette. ( Örneğin 2012 yılındaki bir araştırmaya göre Ülkemizde yaşayanlar ortalama 10 yılda 1 kitap okuyormuş. http://www.haber7.com/kitap/haber/863397-japon-yilda-25-turk-ise-10-yilda-1-kitap). Oysa hukuk fakültesinin daha birinci sınıfında öğrencinin okuması gereken metinlerin ortalama sayfa adedi bini geçer. Tüm öğrenimi boyunca (hakkını vererek okuyan bir öğrenci için bu sayı katlanarak artar). Oysa hukuk kitaplarını kullanmak, içindeki bilgilere ulaşabilmek basit bir kısım tekniklerle kolaylaştırılabilir. Bu ilk yazımızda hukuk kitabı kullanma tekniklerine zemin hazırlayabilmek amacıyla, hukuk kitabı türlerine kısaca değineceğiz.

Devamını Oku →

Yirmi beşinci yılıma davet!

Yirmi beşinci yılıma davet!

İzmir Barosu Başkanı meslektaşım Av. Aydın ÖZCAN imzalı nazik bir davet aldım bugün. 14 Nisan 2016 gününde, meslekteki yirmi beşinci yılımı kutlamak için, meslektaşlarımla bir araya gelmeye ve kutlamaya davet ediliyordum…

Nasıl da çabuk geçiveriyor zaman. Söylerlerdi de inanmazdım. Gördüm; inanıyorum artık...

Nasıl da çabuk geçiveriyor zaman. Söylerlerdi de inanmazdım. Gördüm; inanıyorum artık…

Yazılarıma başlarken de belirtmiştim; nasıl geçtiğini anlamadan akıp geçivermiş yıllar. Çeyrek yüzyıl kapıya dayanmış. Kutlanacak bir şey elbette bu durum!

Sınıf veya devre arkadaşlarım neler hissediyor diye merak edip kısa bir araştırma yaptım. Facebook hesaplarından gençlik fotoğrafları yağmaya başlamış bir çoğunun.

Yıllar, duygusal yönden olduğu kadar fiziksel yönden de değiştirmiş hepimizi. Kimimiz az, kimimiz çok yıpransak da hepimiz daha bir olgun görünüyoruz artık fotoğraflarda. Bir yandan da daha yaşlı… Tüm bu duyguların da etkisiyle olsa gerek, ister istemez bir hesaplaşmaya duruyor insan:

aldıklarım/verdiklerim;

kazandıklarım/yitirdiklerim;

edindiklerim/vazgeçtiklerim nelerdi, hızlıca geçiyor aklımdan.

Bana tanınan zamanı nasıl geçirdiğime ilişkin düşünceler akıp gitmeye başlıyor. “Ne ummuştuk, ne bulduk!” da en kritik soru belki.

Daha derin bir hesaplaşma, belki düşünce ve hislerimi başka bir yere sürükleyebilir elbette. Ama hayatımı sarıp sarmalayan; kıskanç bir sevgili gibi sürekli olarak varlığını hissettiren mesleğimi, her şeye rağmen sevdiğimi bir kez daha teyit ettim bugün.

Genel olarak (fazla kilolarım dışında) şikâyet edecek çok da bir şey olmadığını düşünüyorum hayatımda.

Hak ve adalet peşinde koşan; pek çok hayata dokunup, olumlu etkiler yaratan; zaman zaman horlanmalara, eziyetlere göğüs geren; dışarıya pek belli etmeseler de büyük kısmı hak ettiği hayatı yaşayamayan; günün sonunda sadece içten bir teşekkürü arzu eden ve onunla severek yetinen insanlar var mesleki çevremde. Bu da ayrı bir mutluluk kaynağı benim için…

Bugün 5 Nisan Avukatlar Günü. Hepimize kutlu olsun!..

Günün bir de sürprizi var. İlk öğrencilik gününden beri tanıyıp sevdiğim; Avukatlık Stajını yanımda tamamlayan kızımız Ayla KAYA, bugün meslektaşımız olarak yemin edecek. Cübbesini de ben giydireceğim. Yirmi beş yıl, bir cübbeyi emanet edebilecek cesareti göstermeye uygun bir süre gibi görünüyor gözüme. O’nun ve tüm meslektaşlarımın yolunun açık olmasını diliyorum…

 

 

İzmir; ah güzel İzmir!

İzmir; ah güzel İzmir!

Şairin dediği gibi “Denizi kız, kızı deniz kokan İzmir“e ilk görüşte vuruldum.

Çocukluğumun oyun parkı...

Çocukluğumun oyun parkı…

Aslen Nevşehir doğumluyum. İlk çocukluğum, güzel atlar ve peribacaları diyarında geçti. Dilediğimizce oynayabildiğimiz; hayal gücümüzü alabildiğine geliştiği bir ortam vardı Nevşehir’de. Annem Uçhisar doğumlu olduğu için, tatillerimizin tamamında rahmetli Anneannem’i köyde ziyaret ederdik. Bir kısmı peribacasına oyularak yapılmış briketten bir evde, kendi başına yaşardı Anneannem.

Peribacası vadilerinde koşuşturmak, bisiklete binmek, saklambaç oynamak; çavuş üzümü başta, dalından üzüm ve çeşit çeşit meyve kopartıp yemek, patates közlemek gibi şimdiki çocukların birçoğunun hayal edemeyecekleri eğlencelerimiz vardı.

Ama sonradan fark ettim ki, bir şey eksikmiş; hem de büyük bir şey

Devamını Oku →

Sınıf Geçme Hediyesi

SINIF GEÇME HEDİYESİ

Fakültenin ikinci sınıfına doğrudan geçtim. Yaklaşık üç aylık bir yaz tatilini hak etmiştim. 1980’den hemen sonra üniversiteye girenler bilirler, o tarihlerde “öğrenciler yaramazlık yapıp, politik meselelere bulaşmasın” diye olsa gerek, haftada beş gün ders yapılırdı. Ders programları da sabahtan akşama doluydu.

Sağ başta, benim tam karşımda oturan Bülent, yanındakiler ise Mehmet ve Namık Bey...

Sağ başta, tam karşımda oturan Bülent; hemen yanındakiler ise Mehmet ve Namık Bey…

Türkçe, beden eğitimi, İnkilâp Tarihi gibi derslerimiz vardı. Dersler şimdiki gibi dönemlik değildi, yıllıktı; yarı yıllarda ikişer ara sınavı yapılırdı. Finaller Haziran’da, bütünlemeler Eylül’de olurdu. Adam boyu kitap okumak zorunda olan bizler, kafayı dersten, kitaptan kaldıramazdık. Her kırk beş günde bir sınava girdiğimizden, dinlenmeye fırsat olmadığı gibi; yaz tatili yapmak da neredeyse lükstü. Derslerin tamamından geçmek zorundaydınız. Tek dersi bile veremezseniz, üst sınıftan ders alamıyordunuz.

Birinci sınıf finalleri Haziran sonuna doğru bitti. Sonuçlar açıklandı. Bütünlemesiz geçmiş; tatili hak etmiştim. Kendime ve beni zorlukla okutan aileme karşı mahcup değildim. Ancak memur çocuğu olduğum için, kitap vs. giderlerini karşılamakta oldukça zorlanmıştık. Fakülteye devam edebilmek için çalışmam gerektiği anlaşıldı. İş aramaya başladım. Durum yakın çevremize duyuruldu. Annemin öğretmenlik yaptığı ilkokuldaki bir öğretmen arkadaşının eşi, çalıştığı bilgisayar şirketinde vardiyalı olarak iş bulabileceğimi müjdeledi. İlk düzenli işimi “sınıf geçme hediyesi” olarak kabul ettim. Nedense bir avukatlık bürosunda çalışabileceğim aklıma dahi gelmemişti.

Devamını Oku →

Avukatlık Mesleği

MESLEĞİM, AVUKATLIK

Geçen hafta İzmir Barosu internet sitesinde dolaşırken, avukatlıkta 25, 40, 50 ve 60’ıncı yıllarını kutlayacak meslektaşlara plaket verileceğini fark ettim. Listeyi incelerken, yirmi beş yıllıkların arasında kendi ismimi de gördüm. Doğrusu plaketin 2017’de verilmesini beklediğim için, buruk bir sevinç yaşadım. Öyle ya bir yandan yaş, diğer yandan kıdem alıyorum!

Bir zamanlar ben de öğrenciydim...

Bir zamanlar ben de öğrenciydim…

Kendi listemde, birlikte yemin edip cübbe giydiğimiz arkadaşlarımın isimlerini aradım hemen. Bulunca da rahatladım nedense. Gençtik, mesleğe bir an önce başlama konusunda sabırsızdık, kendi hayatımızı kurmak, para kazanmak, bağımsızlığımıza kavuşmak, ünlü ve başarılı avukatlar olmak arzusu ile yanıp tutuşuyorduk. En azından ben öyleydim! Hukuk fakültesini 1986’da kazandım. Normal süresinde, yani 1990’da da mezun oldum. Üniversite tercihi söz konusu olduğunda, o zamanki yönlendirilmemiz hep tıp fakültesine idi. Özellikle de Ege Tıbba. Çünkü gittiğim dershanedeki hocaların ufkunda, İzmir’de okunabilecek en önemli yer orasıydı. Devamını Oku →